ENSTANTANE-DİYAFRAM-ISO ÜÇGENİ

20/01/2011 § 6 Yorum

Uzunca sayılacak bir süredir yazı yazmadığımı fark ettim.Bişeyler karalamalıyım diye düşünürken geçenlerde gelen bir soru yazının konusunu belirledi.Şöyleki,eğer fotoğraf olayına ciddi merak salan birine temel fotoğrafçılıktan tek bir konu anlatma hakkım olsaydı ne anlatırdım’dan hareketle yazı başlığı olan üçgeni anlatıp çekip giderdim:)Gitmezdim tabi ama olayın özünün burada olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim.Yani,bu üçgeni kavrayan birisi bana göre temel fotoğraf olayını halletmiş sayılabilir.Üzerine ışık yönü ve kompozisyonla ilgili interneti kurcalar,zebellah gbi bilgi de bulur.Evet tek konu anlatma hakkım vardı ona da başlayalım:

‘Dünyanın en mükemmel fotoğraf makinesi hangisidir?’şeklinde bir soru yöneltsem,herkesin cevabı farklı olurdu sanırım.Nikon ve canonun en pahalı modellerini söyleyenler,bunun Nasa’da falan olduğunu düşünenler,hayatta mükemmel diye bişey olmadığını düşünenler:)falan çıkabilir.Bence en doğru yanıt mükemmel diye bişey olmadığını düşünenler çünkü bana göre en pahalı modeller bile oldukça aptal.Bir gözümüz kadar değiller.Kontrast farkı olan yerlerde pozlama hataları,ortamdaki ışığın rengini biz makineye söylemezsek(white-balance) ışık renk hataları…vb.daha da saymakla bitmez.Oysa gözümüz biz hiç farkına bile varmadan bu bahsettiğim hataları düzeltir ve görüntüyü oluşturur.Bu nedenle en mükemmel fotoğraf makinesi kesinlikle gözümüzdür.
Görüntünün beynimizde nasıl oluştuğunun detayına girmeyeceğim tabiiki,sadece gözümüzle fotoğraf makinesi parçaları arasında benzerlikler kurmaya çalışalım.Şimdilik sadece makinedeki yerleşim sırasına göre değil,işlev olarak düşünelim.Şu eşitlikleri vermem yanlış olmayacaktır:

Göz bebekleri=diyafram
Göz kapaklarımız(kırpma)=enstantane.

Fotoğraf makinemizdeki diyafram,göz bebeğimiz gbi yüksek ışıkta kısılan,az ışıkta ise genişleyen bir yapıya sahip.Tek fark bu açılıp kapanmaya makine üzerinde bizim hükmedebiliyor olmamız.
Yine aynı örnekle,şiddetli ışığa maruz kaldığımızda göz kırpma sayımızın arttığını,düşük ışık ortamında da en azından kırpma sayımızın o kadar da çok olmadığını biliyoruz.
İşte fotoğraf makinesindeki görüntü oluşumu da bunun gbi.Yani enstantane ve diyaframın uygun değerlerde makineye girişini sağlarsak güzel pozlanmış,(yani ışık miktarı yerinde diyelim) bir fotoğraf elde ediyoruz.Biz deklanşöre bastığımızda,fotoğraf makinemize bildirdiğimiz(ya da makinenin bizim için belirlediği)değerler kadar diyafram açılır (objektiften içeri girecek ışığın yoğunluğunu belirler),enstantane belli bir süre boyunca açık kalır(makineden içeri girecek ışık süresi) ve görüntü oluşur.

Diyafram f harfiyle ifade edilir.Diyafram makinemizin değil kullandığımız lensin(objektifin)bir özelliğidir.Yani ne kadar açıldığı ya da kapanabildiği lense aittir.İşte o binlerce dolarlık objektifler az ışıkta çekim yapılabilmesi için koskocaman açılabilen lenslerdir.Lenslerdeki diyafram değerleri f 4,5.6,7.1,8,…….16,22 şeklinde ifade edilir.Bu arada unutmadan diyafram değeri, genişliğiyle ters orantılı bi şekilde ifade edilir yani:
Diyafram açıldıkça ifade edilidiği f değeri küçülür,
diyafram kısıldıkça ifade edilidiği f değeri büyür.

Yani,f4 açık bir diyaframı,f 22 is kısık bir diyaframı bize anlatır.
Enstantane ise s harfiyle (nikonlarda) ifade edilir.Saniyenin kesirleri şeklinde ifade edilir.1/125 olarak gördüğünüz değer,enstantane saniyenin 125’te biri kadar açık kalacak demektir.makinemizde1/30,1/60,1/125,1/250…..1/2000,1/4000 değerleriyle görürüz.
Şimdi ikisini birden düşünelim,makineye manuel modda bizim girdiğimiz ya da makineden bizim için belirlemesini isteyeceğimiz değerler f8 1/125 diyelim.Bu şu demek,diyafram sen f8 kadar genişle,enstantane sen de sn’nin 125’te biri kadar açık kal,objektiften içeri giren bu süre ve bu yoğunluktaki ışık benim fotoğrafımı oluştursun.
Peki bu diyafram ve enstantane pratikte ne işimize yarıyor?yani fotoğraf üzerindeki sonuçları ne?
Diyafram çok açıkken çekim yapılması alan derinliğini azaltıyor.Yani hani şu çok sevilen,arka planın bulanık,flu olduğu fotolar açık diyaframla çekiliyor.(bunu etkileyen başka faktörler de var ama o bambaşka bir yazı konusu olur)Diyaframın kısılarak fotoğraf çekilmesi ise fotoğrafınızda önden arkaya doğru her yerin net olmasını istediğiniz durumlarda kullanılır.Genelde f8 ve üstü değerler kullanılır.
Enstantanenin yüksek değerlerde çekim yapılması,yani 1/4000 gbi(enstantane sn’nin 4000’de 1’i kadar açık kalacak,yani çok hızlı açılıp kapanacak)hareketi dondurmaya,(spor fotoğrafları,su damlacıklarının izlendiği fotoğraflar..)enstantanenin düşük değerlerinde çekim yapmak ise (mesela 1/1 yani bir saniye ki bu süre 2,3….30 sn.’ye ye kadar gider)bu da perde uzun süre açık kalacağından hani yine şu çok sevilen şelale fotolarındaki suyun ipeksi görünümünü yakalamaya olanak verir.Düşük ve yüksek enstantanenin tabiki başka örnekleri de var,bunlar kolay akılda kalsın diye verdiğim örnekler.

Evet yoğun ve karışık geldiğinin farkındayım çünkü ilk başta herkese böyle gelir.Makineyi elinize alıp pratikler yaptığınızda kolayca kavradığınızı görecekseniz.Peki üçgen dedik,hep iki şeyden bahsettik,diyafram ve enstantane.Bi de iso var;nedir bu iso?
Iso ya da asa fotoğraf makinemizin sensörünün(görüntünün oluştuğu yer)ışığa olan duyarlılığının ifade edildiği bir terimdir.iso değeri 100,200,400….makinemizin modeline göre 3200,6400 kadar çıkar.Şimdi pratikte bu nedir?Bir fotoğraf pozlamasını ifade ederken f8 diyaframda 1/125 enstantanede demiştik ya şimdi 3.terimi ekliyoruz.Yani görüntü f8 diyafram değerinde 1/125 sn’de ve iso 100’de elde edilmiş.Evet bu 3 kavram hep olacak,yani siz zaten ıso’yu değiştirmeseniz bile genelde makineniz 100 iso’ya ayarlıdır,ve fotoğraf bu duyarlılıkta elde edilmiş demektir.
Pratikte ne işe yarıyor diyenler için gelsin:En basit anlatımıyla,düşük ışık koşullarında fotoğraf çekiyoruz diyelim.Diyaframınız belli bir yere kadar genişleyebilir değil mi?yani burdan içeri girecek ışık yoğunluğu sınırlı.Tripodumuzda yok ve elde çekim yapmak istiyoruz.Bu süre elde net fotoğraf çekimi için de 1/30 sn.Eee kaynaklar tükendi,diyaframı açamıyoruz daha fazla,perdemizi(enstantane) 1/30 ‘dan daha uzun süre elimde açık tutamıyorum(fotoğraf bulanık çıkar)o zaman ne yapacağız?İşte bu iso bizim itici gücümüz oluyor.Yani iso’yu arttırıyoruz.İsoyu 100’den 800’e doğru hatta belki daha fazla arttıralım taki elde çekim yapabileceğimiz 1/30 değerine kadar.Yani şu aşamada anlaşılması gereken iso’nun bizim için ek bir kaynak olduğu.
Göz örneğimize dönelim.Hani benim gbi miyop olanlar gözlük veya lensimiz yokken uzağı görmek için gözlerini kısar da kısar:)kısarız,zorlanırız ama gözümüzü ve kendimizi yorarız.İşte makinede de böyle,ideal olan düşük iso’larda çekim yapmaktır.Mümkün olduğunca bunu arttırmaktan uzak durmak net ve berrak fotolar elde etmek için daha uygun.Ama az ışık altındaysak bir tripodumuzun olması mutlaka gerekecek.
İlk etapta karışık ve yoğun bir yazı olduğunun farkındayım.Ama olayın özü inanın burda,bana göre dijital fotoğrafçılıkta ışık hariç diğer herşey bu konunun peşinden gelir.Sakın yılmayın,interneti araştırın,farklı kaynaklardan okuyun.Bu yazdıklarımla ilgili sorusu olanlar da hiç çekinmeden altindagphotography@gmail.com’a mail atabilir.

Aşağıdaki mini şelale fotoğrafını emirgan korusunda çekmiştim.Düşük enstantaneye iyi bir örnek.Perdenin açık kalma süresi 3 sn.idi.

Bu fotoğraf ise yine aynı yerde çekildi.Suyun damlacıklar halinde dağılışını izlemek için 1/4000’lik bir enstantane de çekmiştim.Perde sn.’nin 4000’de 1′ gbi hızlı bir sürede açılıp kapandığından diyafram da olabilecek en açık değerde idi.Bu da arka planın flu olmasına neden oldu.

Aşağıdaki fotoğrafı da at yarışları sırasında çekmiştim.Oldukça hızlı hareket eden bu atın görüntüsünü dondurabilmek için oldukça yüksek bir enstantane seçmiştim.

Işığınız bol olsun…

www.altindagphotography.com

Apple iPad ve Fotoğrafçılık

12/09/2010 § Yorum bırakın

Amerika’da önemli satış başarısı yakalamış,Türkiye’de ise göreceli yüksek fiyatı ve laptop’larla akıllı cep telefonları arasında bir geçiş ürünü olması tanım ve tarifinde güçlükler yaşanması nedeniyle yeni yeni yayılmaya başlayan ipad fotoğrafçılar için neler vaad ediyor?Bu nedenle bu yazı da ipad genel incelemesi değil,bir fotoğrafçıya neler sağlayabileceği üzerine.

1-Yukarıda fotoğrafını eklediğim ipad Apple’ın her ürünü gibi görsel olarak etkileyici,yaratıcı bir dizayna sahip.9.7 inch led olarak tasarlanan ekran fotoğrafçının çektiği fotoğrafları yüklemesi,depolaması ve bunları gerektiğinde müşteriye sunması açısından harika bir ürün.16,32 veya 64 gb.depolama alanına sahip ürün kendinden usb ya da sd kart okuyucuya sahip değil.En çok eleştiri alan noktalardan biri.Ancak usb veya sd kart okuma özelliği kazandıran connection kit 30$ gibi bir fiyata satılıyor ve bu aksesuarı satın alarak fotoğraf makinenizden ipad’e doğrudan fotoğraf yüklemek mümkün hale gelebiliyor.Ipad’in görsel şöleni ve connection kitin kullanımı aşağıdaki videoda mevcut.

2-Sahip olduğu Wifi ve 3g bağlantısı sayesinde fotoğraflarınızı dünyanın herhangi bir yerinden herhangi bir yere göndermek mümkün hale geliyor.Özellikle ajansa bağlı çalışan fotoğrafçılar için çok kullanışlı.

3-Pil ömrü.Apple firması ipad’de macbook laptoplarında kullandığı batarya teknolojisini kullanmış ve bu pil ömrü olarak 10 saat gibi inanılmaz bir süre vaad ediyor.Benim bildiğim 10 saate kadar şarjı dayanan bir netbook yok,bu nedenle bu açıdan bir devrim denilebilir.

4-İpad uygulamaları.Iphone kullanıcılarının aşina olduğu aplikasyonlar ipad’lerde de kullanılabiliyor ve şimdiden yüzlerce fotoğraf editting aplikasyonu kullanımda.Hatta Adobe firması ipad için kullanıma hazır Adobe Photoshop Express isimli uygulamayı çıkarmış durumda.Ipad üzerinden fotoğraf düzenlemenin profosyonel kullanıcıya çok fazla hitap edeceğini düşünmesem de,bu aplikasyonlar ilerisi için çok daha fazlasını vaad ediyor.

5-Profosyonel fotoğrafçının en çok merak ettiği sorulardan biri de ipad’in fotoğraf makinesini kontrol edip edemeyeceği,yani ipadi kullanarak dslr makinemizdeki diyafram,enstantane değerlerinin belirlenip çekimin ipad üzerinden yapılıp yapılamayacağı,bir de çektiğimiz fotoğrafın arada bilgisayar bağlantısı olmadan anında ipad ekranında görünüp görünemeyeceği.İlk sorunun cevabı evet,ikincisininki ise şimdilik hayır.Arada fotoğraf makinemizin bağlı olduğu bir bilgisayar olduktan sonra dslr’ın kontrolü ipad üzerinden sağlanabiliyor,çekimden önce vizör yerine liveview olarak izlenip fotoğrafı çeker çekmez görüntü anında iphone ya da ipad’imize düşüyor.Buradan çekim beğenilmezse hemen tekrarlama şansınız doğuyor.Ancak dediğim gibi bunun için dslr’ımızın mutlaka bir bilgisayara bağlı olması gerekiyor.Özellikle stüdyo fotoğrafçıları için çok kullanışlı.Arada bilgisayar olması zorunluluğunun nedeni Nikon ya da Canon firmalarının ‘Camera Control Pro’ gibi programlarının apple işletim sistemini desteklemiyor olmaları.Ancak aplikasyon geliştiriciler arada bilgisayar olmadan bağlantının mümkün olduğunu,bunun için çalışmaların sürdüğünü belirtiyorlar.Örneğin,ononesoftware.com sitesinden yaptığım alıntının orjinali aynen şu şekilde:

‘In order to eliminate the computer in the middle from the setup, we either have to wait for Canon or Nikon to make a version of their SDK available that runs on the iPhone OS {4} or we have to recreate it ourselves. This is something we’ve thought about doing, but obviously isn’t something we’ve started doing yet. I’m not ruling it out, but it’s no small undertaking so we aren’t taking the effort lightly.

So at the end of the day, for the foreseeable future, you will need to continue to have a laptop or desktop computer running the DSLR Camera Remote Server along with our DSLR Camera Remote app running on your iPad, iPhone or iPod Touch. We know that you want us to get the app to the point where the computer isn’t needed and we want the same thing. I just don’t know when it will happen. In the meantime, it continues to work as it always has.’

Özetle,ya nikon ya da canon’un apple işletim sistemini destekleyen programlar çıkarmasını,ya da bunu kendilerinin yapması gerektiğini,henüz çalışmaya başlamadıklarını,ancak kesinlikle olabileceğini,sadece ne zaman mümkün olabileceğinden emin olmadıklarını belirtiyor.Yani ileride arada bilgisayar olmadan fotoğraf makinemizde vizör yerine liveview özelliğiyle görüntüyü ipad’den izleyip, çektiğimiz kareyi anında ipad ekranında görebileceğiz.

6-Tam da ‘ürün tasarlanırken profosyonel fotoğrafçı düşünülmemiş’ diye düşünüyordum ki ipad’in raw dosya formatını desteklediğini öğrendim.Gerçekten şaşırtıcı,sadece jpeg beklerken raw formatını desteklemesi,apple’ın raw çekim yapan kullanıcıyı unutmaması çok önemli ve kritik bir detay.

Artık toparlamak gerekirse,en büyük eleştiriler yukarıda yazdığım maddelerin çoğunun ipad yerine herhangi bir netbookla da yapılabileceği yönünde.Çok da haksız bir yaklaşım değil,ancak özellikle outdoor çekim yapan fotoğrafçı için,taşınabilirliği,pil ömrü açısından netbooklardan çok daha kullanışlı ve önde.Ayrıca ipad’ın sağladığı aplikasyon desteği iki üst paragrafta örneğini verdiğim gibi ileride ipad’i fotoğrafçı için çok daha kullanışlı hale getirecek.9.7 inch’lik led ekran ve yaratıcı arayüzün verdiği izleme kolaylığı,keyfi ve portfolyönüzü arkadaşlarınız,aileniz veya müşterilerinize sunarken sağlayacağı katma değer de diğer artı özellikler olarak karşımızda.Fiyat olarak bütçenize uygunsa veya uygun duruma geldiğinde vizyon sahibi bir fotoğrafçının sahip olması gereken bir ürün olarak değerlendiriyorum.Eklemek istedikleriniz ya da katılmadığınız düşünceler için yorumlarınızı hiç çekinmeden iletebilirsiniz.
Işığınız bol olsun..

Yeni Başlayanlar İçin Kitap Önerileri

29/08/2010 § Yorum bırakın

Artık bir dslr makineniz var.Bu işe de gönül verdiniz ve fotoğrafçılığı öğrenmek istiyorsunuz.Çevremdeki kişilerin genelde çoğunluğu ‘Temel fotoğrafçılık’ ismi verilen seminer/kurslara katılıyor ve ilk bilgileri oradan edinmeye çalışıyor.Bu kurslara gitmek gereksiz diyemem ama gitmeyen birinin de internet aracılığı ve belli bazı kaynaklardan okuyarak bu işi öğrenebileceğini de rahatlıkla iddaa edebilirim.Fotoğraf çekmekten arta kalan zamanlarda da fotoğrafçılık kitap ve magazinlerini takip etmenizi şiddetle öneririm.
İlk etapta siz önerebileceğim Scott Kelby’nin ‘Dijital Fotoğrafçının El kitabı’serileri.3 cilt.3.cilt henüz Türkçeye çevrilmedi.Türkiye’de yok;ama ilk 2 cildi kitapçılardan kolaylıkla temin edebilirsiniz.Kitapta pratik bilgiler,tüyolar eğlenceli bir anlatım içinde sunuluyor.Oldukça yararlı.Başlangıç aşaması için Türkiye’den Özer Kanburoğlu hoca’nın ‘A’dan Z’ye Fotoğraf’ isimli kitabını da önerebilirim.
Yukardaki iki kitapla beraber pratik yapmaya devam ettiğiniz takdirde artık makinenize ve tekniğe hakim hale geleceksiniz.Şimdi sıra kompozisyon konusunda.En az bir 6 ay sonra da Sabit Kalfagil Hoca’nın ‘Fotoğrafın Yapısal Öğeleri ve Fotoğraf Sanatında Kompozisyon’ kitabını şiddetle öneriyorum.Bir başucu eseri.Yalnız dediğim gbi kitapta hoca teknikten ziyade kompozisyon konusuna yoğunlaştığı için,şu şekilde ifadeler olacak:’burada diyaframı kıstığımız için….Zoom yaparak minyatürleştirme…Enstantaneyi düşürdüğümüz için hareket etkisi arttı..’.gbi.Yani bu teknik konuların önceden biliniyor olması gerek.Bu nedenle makine alındıktan en az bir 6 ay sonra okunmasını tavsiye ettim.-Süre konusuna itiraz edenler olabilir,kendi yorumum-Yeterli teknik olgunluğa ulaştıktan sonra kitaptan alacağınız fayda maximuma çıkacaktır.
Zaman geçiyor,bu kitapları okudunuz,fotoğraf çekme pratiğinizi de kitapla paralel geliştirdiniz.Ciddi emekler veriyorsunuz.’Ben tam olarak ne yapıyorum?Bu fotoğraf nedir ki ben bu işle bu kadar içiçeyim,evet seviyorum ama daha tatminkar cevaplarım olmalı’ şeklindeki sorgulamalarınız da fotoğrafa başladıktan en geç 1 sene sonra başlayacaktır.Artık fotoğraf felsefesine yönelik kitaplar okumanın zamanı geldi.İlk önerim Roland Barthes’in ‘Camera Lucida‘ isimli kitabı.Kitapta yazar fotoğrafta ‘punctum ve studium’kavramlarını ortaya atıp açıklıyor
ve kendi ölümüyle fotoğraf arasında bir bağ kurarak fotoğraf sanatının evrensel anlamındaki dünya klasiğini bizlere sunuyor.Diğer önerim ise Amerikalı ünlü eleştirmen Susan Sontag’ın ‘Fotoğraf Üzerine‘isimli kitabı.Bu kitap diğerleri arasında biraz daha ağır bir dille yazılmış.Üstünde tekrar tekrar düşünülmesi,ağır ağır okunması gereken denemeler bütününden oluşuyor.
John Berger’in ‘Görme Biçimleri’ isimli klasiğinden de bahsetmeden olmaz.
Bu kitap okunması daha kolay,daha açık ve anlaşılır bir dille yazılmış.Kitabın bazı bölümleri okuyucunun değerlendirmesine bırakılarak sadece bazı şekil ve fotoğraflardan oluşuyor.Kitabın açılış bölümü şu şekilde:”Görme konuşmadan önce gelmiştir. Çocuk konuşmaya başlamadan önce bakıp tanımayı öğrenir.
Ne var ki başka bir anlamda da görme sözcüklerden önce gelmiştir. Bizi çevreleyen dünyada kendi yerimizi görerek buluruz. Bu dünyayı sözcüklerle anlatırız ama sözcükler dünyayla çevrelenmiş olmamızı hiçbir zaman değiştiremez. Her akşam güneşin batışını görürüz. Dünyanın güneşe arkasını dönmekte olduğunu biliriz. Ne var ki bu bilgi, bu açıklama gördüklerimize uymaz hiçbir zaman. Gerçeküstücü ressam Magritte Düşlerin Anahtarı adlı resminde sözcüklerle görülen nesneler arasında her zaman var olan bu uçurumu yorumlamıştır…

Bu arada yukarıda fotoğraf felsefesi üzerine bahsettiğim 3 kitabın Türkçe çevirileri mevcut ve kitapçılardan kolaylıkla temin edilebilir.
Fotoğrafla uğraşmaya başladığınız andan itibaren Türkçe kaynak sıkıntısının had safhada olduğu hemen gözünüze çarpacaktır.Bir-iki Türk ustanın kitabı haricinde malesef yeterli kaynak yok.İnternette araştırmaya başladığınızda yabancı kaynakların ne denli geniş olduğunu,buna rağmen bizim ortaya eser koyamadığımızı görmek iç burkuyor.Umarım ingilizce yayın takip edecek kadar İngilizce biliyorsunuzdur;çünkü bu size çok büyük bir avantaj sağlayacak.Buna dayanarak güncel bir şekilde takip ettiğim içeriklerinden fazlasıyla memnun olduğum iki de magazin tavsiye edeyim.Professional Photographer ve Photography Monthly.Archant Life isimli ingiliz firma aylık olarak çıkarıyor.İsteğinize göre web üzerinden okumak için web aboneliği veya kapınıza kadar teslim şekilleri var.Fiyat ise online abonelik çok daha uygun ve kapınıza kadar teslim isteseniz bile bir derginin maliyeti yaklaşık 8 tl.’sına geliyor.Yani Türkiye’de herhangi bir bayiden alacağınız herhangi bir dergi fiyatına bir de aynı paraya İngiltere’den kapınıza kadar teslim ediyorlar.(Keşke burada reklamlarını yaptığım için bana komisyon ödeseler:)Web adresleri için buradan:

Zamira&Serhat

28/08/2010 § Yorum bırakın

Düğün fotoğrafları çekmeyi seviyorum demiştim di mi?Daha doğrusu bir hikayesi olan kareler yakalamayı.Geçtiğimiz yaz Serhat’la düğün çekimini yapmak üzere sözleşmiştik.Gerçi düğüne çok kısa bir süre kala bunu öğrenmiş olsam da son hazırlıklarımı alelacele yapıp soluğu düğünün yapılacağı mekanda almıştım.Bir fotoğrafçı olarak hiçbir mazaretiniz yok ve olamaz da,bunu da söylemiştim di mi?’Evet çekerim’ dedikten sonra artık tek amaç mümkün olan en iyi kareleri yakalamaktır. Serhat’ın eşi Zamira Türkmenistan doğumluydu ve gelin hn.’ın nispeten farklı bir kültürden geliyor olması nedendir bilmem çekim sırasındaki heyecanımı arttırmıştı.Düğün bir otelin bahçesinde gerçekleşecekti.Bense onları kokteyl alanının yapılacağı yere inmeden önce bekledikleri otel odasında buluvermiştim ve portre çekimlerini orada yapmaya çoktan karar vermiştim bile.Otel odaları sahip oldukları dekorasyon ve farklı ışık koşulları nedeniyle-ışık az olsa da-her zaman favori mekanlarımdan olmuşlardır.
İşte gelin hn.Zamira:Yanal ışığı çok sevdiğimi söylemiştim di mi?:)


Ve aynalar…


Bazı pozlar bir gelinlik kataloğundan çıkmış gibiydi…


Çift portrelerinden bazıları…


Onların haberi olmadan yaptığım çekimler de belgesel tadındaydı…Bu fotoğrafların ne anlattığının yorumu da size ait…





Bu çekimde de önce benim-çünkü sonuçları önce benim beğenmem çok önemli-ve daha sonrasında da çiftimizin beğendiği kareler elde etmenin keyfini yaşıyorum.

Çiftimize bir ömür boyu mutluluklar dilerim.

Şengül&Cem

27/08/2010 § Yorum bırakın

Geçtiğimiz sezon çektiğim düğünler arasında en çok keyif aldıklarımdan birisi Şengül ve Cem’inki idi.Düğün fotoğrafçılığı çoğunlukla sanıldığının aksine oldukça stresli bir iş.Bunun en büyük nedeni organizasyon sırasında bir düğün fotoğrafçısı olarak hiçbir anı kaçırma gibi bir lüksünüzün olmaması ve kendi adıma fark yaratan,bir hikaye anlatan fotoğraflar bütünü elde etmeyi amaçlıyor olmam.Her zor olan şey gibi elde ettiğiniz sonuçların beğeniliyor olması da işten aldığınız keyfi kat kat arttırıyor.
Şengül ve Cem’in düğün organizasyonu kıyılan nikahtan sonra bir teknede gerçekleşti.Şengül’le bir hafta öncesinde teknede gerçekleşecek organizasyonun çekimleri için sözleşmiştik.Tekneyi daha önce görme şansım olmamıştı ama tahmin ettiğim gibi gelin portrelerini ‘kaptan köşkü’ismi verilen alanda gerçekleştirdik.

Portrelerin çekiminde nikon’un harika lensi nikkor 50mm.’yi kullandım.Tam bu çekimleri yaparken kaptan köşkünün hemen dış tarafında batmakta olan güneşi fark ettim ve çekimlere orada devam ettik.


Portre çekimleriyle beraber bir yandan da konukları görüntüleme sorumluluğumun da farkındaydım:)

Ayrıca gelin hn.’ın arkadaşlarına fotoğraflarda yer vermezseniz sonradan başınızın çok ağrıyacağını da hatırlatmakta fayda var:)

İlk dans ve gelin hn.’ın mutluluğu…

Şengül ve Cem’i boş bulduğum her fırsatta değişik arka plan ve pozlarda görüntülemeye devam ettim.

Teknenin açık alanındaki kokteylden sonra akşam yemeğinin ve müziğin olduğu alt kısma geçtik.Burada ortam ışığı ile çalışmayı tercih ettim.

Bazı kareler ise anlatılamaz…

Benim favorilerimden…

Eğlence ise gece boyu devam etti..

Bir ömür mutluluklar dilerim…

Hangi Makine?

24/08/2010 § Yorum bırakın

İlk yazı olarak ne yazayım diye düşünürken,son 1 ay içinde aldığım yaklaşık 30 tane ‘hangi fotoğraf makinasını alayım? maili ve sorusu aklıma geldi de yazının konusu bulunmuş oldu.Öncelikle son zamanlarda fotoğrafçılığa olan ilginin neden bu kadar yoğunlaştığı konusunun ayrı bir yazı konusu olacağını düşündüğüm için hemen konuya girelim.Profosyonel olarak tabir edilen,aslında giriş-orta ve profosyonel seviyeleri olan makinalardan almaya karar verdiniz.İlk önerim bu kararınızda ne denli ciddi olduğunuzu tekrar sorgulamanız,çünkü çevremde bir makinaya ciddi rakamlar verip sonra makinayı sadece özel günlerde eline alan o kadar çok kişi varki…Fazla uzatmamak adına çok kararlı olduğunuzu varsayarak bir adım daha ilerleyelim.Öncelikle ‘para harcamaya’ hoşgeldiniz!! Zira fotoğrafçılığın pahalı bir hobi olduğunu tereddüt etmeden söyleyebilirim,ve işin olumsuz tarafı siz bu işte ilerledikçe harcayacağınız para da artacak.Daha sonra ihtiyaç duyacağınız lens ve ekipmanların bazıları en az şu an alacağınız makina kadar pahalı olacak.Hala vazgeçmediniz mi?:)
O zaman devam,şu an yeni olduğunuz için ‘ne tür çekimlere meraklısın?’ gibi ortalıkta çokça dolaşan saçma soruyu sormayacağım.-Yeni işte,nereden bilsin ki neye meraklı olduğunu-vereceğiniz cevapta muhtemelen,’herşeyi çekmek isteyeceğim:manzara,porte,yakın çekim(macro),çiçek,böcek..’ olacak.Bu da gayet doğal,çünkü hangi konu ve ne tür fotoğrafçılığa eğiliminizin olduğunu denemeden bilmeniz mümkün değil.Şimdi artık gelelim makina model ve markasına.Kabul etmem lazım ki,bu yazı biraz yanlı olacak çünkü ben bir nikon kullanıcısıyım.Ve size önerceğim marka da bir Nikon olacak.Nikon ve Canon piyasanın ihtiyaçlarına hitap eden çok güzel makinalara sahip.Dediğim gbi benim eğilimim ve önerim Nikon’dan yana.Nikon daha tutucu,eski kullanıcılarını koruyup kollayan,teknolojik değişimleri yavaş ama istikrarlı bir şekilde ekipmanına katan teknolji devi.Aksini iddaa edenler de çıkabilir,çünkü bu tartışma bitmez.Dslr makine kullanıcıları arasında takım tutmaktan çok da farklı değildir.Bazı noktalarda birbirlerine karşı bariz üstünlükleri var ama şu anda bunları anlatmanın bir anlamı yok,çünkü bir ‘yeni’olarak zaten size fazlaca birşey ifade etmeyecek.
Evet;sonunda geldik modele.Nikon’un giriş seviyesi kullanıcılara yönelik 2 makinası var.Nikon d3000 ve d5000.Detaya girmeden,Nikon d3000 yaklaşık 1200 tl,d5000 ise 1500-1600 tl civarında.D 5000’de kısa süreli hd video çekimi de yapılabiliyor.Ama en büyük fark sensör dediğimiz,görüntünün oluştuğu parçacıkta.D3000 ccd,d5000 cmos sensör kullanıyor.Hemen aklınıza gelecek ‘peki ikisi arasındaki 300-400 tl’lik farka değer mi?’ sorusunun cevabı ise ‘evet,değer’.Video çekim özelliğinden değil,kullandığı sensör cmos olduğundan ve şu an anlamını pek de bilmediğiniz yüksek iso’da daha başarılı sonuçlar verir.Basitçe,az ışıkta yapacağınız çekimlerde çok daha temiz sonuçlar elde edersiniz.Yani seçiminiz Nikon d5000’den yana olmalı.Tabi bir de ‘ben fotoğraf işiyle ciddi şekilde uğraşacağımdan eminim,bütçem de yeterli’ diyorsanız ilk alacağınız makina 2500 tl.civarlarında Nikon d90 olmalı.D90’ı nikon’un piyasadaki tüm lensleriyle kullanabilirsiniz.(Evet d3000 ve d5000 bünyesinde auto-focus motoru bulundurmadığından her lensle uyumlu çalışmıyor,bu makinalarla kullanacağınız lensin gövdesinde auto-focus motoru olmalı,yani lens alırken biraz daha fazla ödeme yapmalısınız)
Soru olursa çekinmeden ulaşıp,yorumlarınızı iletebilirsiniz.
Işığınız bol olsun…